Ağustos 2009 için Arşiv

Harika Elvan?

Çarşamba, 26 Ağustos 2009

Gazetelerde ve TV de hem tenkit hem övgü yazılarını gördük. Türkiye ne yazık Etiyopyalı atletle övünüyor. Hazır aldık, Etiyopya’dan Türk yaptık. Övün övünebildiğin kadar. Formasının sağ köşesinde Türk bayrağı var.

Türkiye’yi temsil ediyor ya Etiyopyalı hadi sevin sevinebildiğin kadar. Hadi bari Türk’e benzese. Hakiki Etiyopyalı sevinebiliyorsan sevin bakalım. Türkiye artık ithal sporculardan vazgeçmeli, bunlardan medet ummamalı yazık Türkiye’ye. Siz sevinin. Sevinen sevinsin.

Ben sevinmiyorum. Alan Türk değil. Etiyopya aldı. Evet, harika Elvan. Ama Etiyopyalı. Bir tane doğru dürüst Süreyya Ayhan çıktı. Oda yüzüne gözüne bulaştırdı. Bunu yapmasaydı, nasıl da sevinirdik biliyormusunuz. Tarif olmazdı! Oda lazımmış gibi kalktı doping yaptı “yapmadım” dedi. Ya hakikaten yapmadıysa. Ya komploysa. Atletizm de bu tip sporcular her zaman çıkmıyor.

Ya komploysa. Artık Türkiye ithal bu tip sporculardan atletizmle ilgili sporculardan vaz geçmeli. Kendisi yetiştirmeyi bilmeli. Türkiye’de Türkiye’miz de Süreyya Ayhan gibi nice sporcular yetiştirilenebilinir. Nitekim olimpiyatlar da güreşte de  madalya almadık mı? Bu sporculara önem vermeliyiz. Onlara imkân tanımalıyız. Bunları yetiştirmeliyiz, Etiyopyadan veya başka bir ülkeden atlet ithal etmemeliyiz. Bunların yerine dünya çapındaki antrenörleri getirtip Türk milleti olarak yatkın olduğumuz atletizme önem vermeliyiz gençleri yetiştirmeliyiz. Bunların yetişmesi içinde iyi antrenör getirmekten kaçınmamalıyız.  Sayın başbakan siz spor yaptınız. Futbol oynadınız.

Spora yatkınsınız, sevginiz de var. Gelin bir emir verin. Türkiye’de Süreyya Ayhan gibi yetişecek bir dolu atlet var. Bunları yetiştirsinler. Sizde bunları istersiniz. Haydi, sayın başbakan emir var. Herkes bütün gücüyle sarılsın sporcu yetiştirmeye çalışsın. Bu emri sizden bekliyoruz.

Engin BAYDAR

Karadeniz Isındı mı?

Çarşamba, 26 Ağustos 2009

Kaç gündür Gürcistan Abhazya ve güney Osedya’nın bağımsızlığı Rusya’nın işgali dünyayı meşgul ediyor. Herkes işini gücünü bırakmış bağımsızlık olur mu olmaz mı, Rusya işgal ettiği yerden çıkar mı çıkmaz mı konuşup duruyor. Amerika, Almanya, İngiltere, Fransa’nın tutumu bağımsızlığa karşı hatırlarmısınız bilmem.

1990 yıllarında Saddam Hüseyin silahla donatılıp Kuveyt’e saldırtılmıştı. Bunları yaptıran güçler şimdi Gürcistan’da. Bir farkı var. Karşı güçte karşısında. Yani Rusya’da karşısında. Petrol savaşlarında Amerika baştadır.z Afganistan’da petrol savaşı için Talabani silahlandırıp Rusların çekilmesini sağlamıştı. Tabi bunlar hep bir oyun. Petrol, siyah elmas için her şey yapılır bu dünyada. Irak’ı, hepimizin izlediği gibi petrol uğruna Irak’ı da yok etti Amerika. Bu büyük güç dünya siyasetine her zaman hâkim olmalımıdır. Evet. Bana göre olmalıdır. Olmalıdır ki ya bağımsız veya tam bağımsız ülkeler hayatlarını sürdürebilsin.

Rusya’nın Gürcistan’daki tutumu onun aleyhinedir ve hızla büyümektedir. Askersiz istilalar bağımsız devletler topluluğu altında hızla genişliyor. Bu sessiz istilalar artık Rusya tarafından bilinir. Rusya’nın ses çıkarmaması çaresizliği de ortada kalkıyor. Rusya artık bu çaresizlikten bıkmış olmalı ki Abhazya’da ve güney Osedya’da birazda ben olayım diyerek ortaya çıktı, işgal etti ve Osedya ve Abhazya bağımsızlığını kabul etti.

Kaç zamandır ana muhalefet partisini arayıp duruyoruz… Zabıta memuru içki satan bayiyi çivili sopayla dövüyor. Öbür taraftan ekmek somununu yemeye çalışan 255 ytl ile devletin hesapladığı parayla geçimini sağlıyan vatandaş. Gürcistan işgal ediliyor. Bağımsızlığı Rusya kabul ediyor. Yahu neredesin ana muhalefet? Arıyoruz da bulamıyoruz. Hani ana muhalefet partisine bazı görevler düşüyordu ya. Neredesin?

Kafanızı kuma mı soktunuz, etrafla ilgilenmiyorsunuz. Yoksa tatilde bizim hakkımız deyip, siyasete de mi tatil ettiniz. Nasıl iş bu Sayın Baykal? Sizi arıyoruz yoksunuz. Çivili sopayla zabıta dayağı yiyor vatandaş. Yoksunuz. Rusya Abhazya ve güney Osedya’yı tanıyor yoksunuz. İtiraz etmiyorsunuz. Edilmesi gerekmez mi? Ana muhalefet partisinin görevi iktidar partisinden daha önemlidir bizim için ama yoksunuz. Öbür taraftan Obamayi ABD başkanı adayına suikast yapılırken önleniyor. Neredesiniz sayın Baykal. Nerede ana muhalefet partisi. Tatil yapmak hakkımız dediniz. Hadi tatil yapıyordunuz.

Tatil değilken de neyi yaptınız. MHP başkanı beyanat veriyor. Yüce mahkemenin yetkilerini kısıtlayalım diyor. Yani arkasında anayasayı değiştirelim geliyor. Bütün bu ülkelerde, bütün avrupa ülkelerinde ABD’de yüksek mahkeme vardır. yüksek mahkemelerin veya senatoların mevcudiyeti iktidara gelmiş partilerin istediklerini yaparak ülkeyi çıkmazaa sokmasını önler. Yüksek mahkemeler senatolar olmasa iktidara gelen her parti istediğini yapar.

Atatürk’ün dediği gibi bazı partiler kötü emelli olabilir.Emellerini kabul ettirebilmek için girişimlerde bulunabilir. Yüksek mahkemeler anayasaya aykırı olan veya kendi emelleri doğrultusunda anayasayı değiştirmeye kalkan partilerin önünde en büyük engel yüksek mahkemelerdir. Şimdi mahalli seçimler yakın ya başlıyorlar. Anayasa mahkemesini değiştirelim, anayasayı değiştirelim. Ne bu ya. Kolay bir politika yapıyorlar. Yüksek mahkemenin varlığı sayesindedir ki cumhuriyet bugüne kadar ayakta kalabilmiştir.

Onuda mı yok etmek istiyorsunuz. Bırakın bunları sayın politikacılar. Halkı unutmayın. Halkın düşüncelerini başka yere çekmeye çalışmayın. Anayasa mahkemesini (Yüksek Mahkeme) mutlak ülkemizde de olmalıdır. Hatırlarmısınız demokrat parti tahkikat komisyonları kurmuştu. Hem tahkikat yapıp hem mahkûmiyet vermek tahkikat komisyonlarının elinde idi. Ne oldu!…

Neredesin Baykal. Neredesin CHP. Belediye zabıtasının çivili dayağı içler acısı. Bu çivili, sopalı belediye zabıtası kameraya yakalandı. Belediye zabıtasının çivili sopayla dövdüğü büfeci kameralara yakalandı. Korkunç bir tepki yarattı dünyada. ABD dahi tahkikat açtı. Keçiören de içki satan esnafa uygulanan baskı böylece su üstüne çıktı. Sayın başbakanın evinin bulunduğu Keçiören’de Metin Şahin isimli sivil zabıtalar tarafından gece  dövüldü. Savcılık soruşturma açtı.

ABD elçiliği soruşturma açtı. O kadar ki ABD büyük elçiliği Amerika’ya bu olayı rapor edeceğini söyledi. Sayın Baykal neredesiniz. Sayın başbakan Tayyip Erdoğan bu olaya el koyunuz. El koyunuz ki halkın kalbinde yüceleşiniz. Bunu sizden bekliyoruz.

Engin BAYDAR

Montrö Anlaşması.

Çarşamba, 26 Ağustos 2009

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin bu denizde bulundurabilecekleri gemilerin toplam tonajı 45 bin tonu, kalış süreleri ise 21 günü geçemez. Azami kalış süresinin aşılması halinde uluslararası bir antlaşma çiğnenmiş olur. Bunun yaptırımı antlaşmada yer almasa da, koşulların denetimi Türkiye’nin sorumluluğunda.

1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi uyarınca Karadeniz’de sınırı bulunmayan bir ülkenin 21 gün süre ile 1936 senesine göre 45 bin tonu geçmeyen askeri gemi sokabilir hükmü bulunduğunu biliyoruz. Rusya deniz kuvvetleri komutanı Anatoliy Negovitsin Rusya’nın şüphelerini açık bir dille ifade etti. Karadeniz’de biriken NATO askeri gemileri bizi endişelendiriyor dedi.

Tabi ki 72 yıldır Türkiye’nin güvencesinde olan Montrö Antlaşması sebebiyle sorumlu olduğumuzu da biliyoruz. Montrö Antlaşması Türkiye için olduğu kadar dünya ülkelerininde bir garanti antlaşmadır greklidir. Türkiye’nin büyük bir hassasiyetle Montrö Antlaşması tatbik etmesi gereklidir.

Olaki gerekli görüldüğünde Nato savaş gemileri Karadeniz’de kalırsa ne olacağını şimdiden kestirilemez. Bize göre NATO savaş gemilerinin 21 günden fazla kalması Kafkaslar’da ve Karadeniz’de gerginliği hat safha da attıracaktır. Diyelim ki savaş gemileri 21 günden fazla kaldı. Türkiye tamam  21 günü doldurdunuz hadi bakalım çıkın diyemez.

Hakkı da yoktur yetkisi yoktur. O tarihlerde NATO olmadığı için anlaşma içinde NATO gemileri için bir hükümde yoktur. Al sana başına belayı. Rusya genelkurmay başkan yardımcısı General Anatoliy Nogovitsin NATO gemilerinin 21 gün sonra Karadeniz’den çıkması gerektiğine  değinmiştir. Öyle bir belaki aşağı çeksen bir türlü, yukarı çeksen bir türlü. I. Dünya savaşına aslında hiç yoktan girdik.

Almanya yenildi koskoca Osmanlı İmparatorluğu bölündü. Bugün de Montrö Antlaşmasını iyi uygulayamazsak başımıza ne gelir belli değil. NATO’da görevlerimiz var. NATO üyesiyiz. Üyeliğin getirdiği görevlerimiz var. mont. Öbür taraftan Montrö Antlaşmasının da garantörüyüz. Çok zor bir durum başımıza gelebilir. Ayrın bir bakarsın Rusya Türkiye’ye fatura çıkarıp haydi bunu öde der.

Çok dikkatli olmalıyız.

Engin BAYDAR

Nerdesin arkadaş?

Çarşamba, 26 Ağustos 2009

Günlerdir seni arıyoruz. Televizyonlar da gazete başlıklarında yoksun. Neredesin? Tatil bitti herhalde. Türkiye’de neler oluyor farkındamısın? Halk görmek istiyor muhalefet liderini. Televizyonlarda, gazete başlıklarında yoksun. Neredesin arkadaş?

Halk dökülüyor, neredesin? Zamlar üst üste biniyor neredesin? Neredesin? Şam zirvesi yapıldı, görüş bildirmedin. Ermenistan cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanımızı davet etti, herkes ana muhalefet partisi başkanı ne der diye bekledi çıt yok. Çıt yok, çıt yok.

Seçimler yakın yarından da yakın. Geçen mahalli seçimde zorla kazandığımız birkaç şehir ve ilçe de elden gidiyor. Parti halkın gözünde eriyor da eriyor. Bir grup CHP’li taraftarınız ne yapacak seçimde. Asıl CHP’li belki bir kere daha sana oy verir. Bu yetmez seni görmek istiyor. Doğrusu da bu değil mi? Ana muhalefet partisinin görevi sadece tenkit değil, bozuk giden bir şey varsa onu dile getirmesi, arkasında durması gerekmez mi?

Bize soruyorlar Sayın Ana Muhalefet Partisi başkanı Deniz Baykal nerede diye? Biliyormusunuz diyorlar. Biz bilmiyoruz ama bir şeyi biliyoruz. CHP eriyor. Bunu istesekte istemesekte mahalli seçimlerde göreceğiz. Haydi Baykal. Partini de kendini de kurtar. Bunu senden taraftarın bekliyor. Muhalefet her zaman olmalı ki iktidar partileri daha iyi çalışsın.

Yazıyı kaleme aldığımız dakikalarda şöyle bir gazeteleri taradık. Ne CHP ile ilgili bir haber nede Deniz Baykal’ın bir demeci yok. yok kardeşim yok. CHP’de yok. Ana muhalefet partisi de yok. İşte bu kadar…

Engin BAYDAR

Diktatör.

Çarşamba, 26 Ağustos 2009

Yıllar evvel Hitler Almanyası’nın bir komisyonun başında bulunarak kaleme alan Elke Mond’un hazırladığı adlı kitabını okudum. Kitapta kendisine lider arayan Alman halkı Hitler’i bulmuş ve onu yaratmıştı.

I.dünya harbinden sonra yenilen Almanya ile yapılan Versaile barış anlaşması Almanları korkunç borçlar altına sokmuştu. Dünyanın ekonomik krize girdiği 1929-1930 yıllarında bütün Avrupa’da olduğu gibi Almanya’nın başına kötü günler gelmiştir. Krizde kendilerine çıkış yolu arayan tüccarlar  başka çıkış bulamadıklarından NP’yi destekleme kararı almışlardı. Hitler NP’yi kullanarak iktidara geldiğinde bütün savaş borçlarını ödeyeceğini söylüyordu.

Hitler gene o yıllarda FK isimli örgüt kurdu ve çalışmalarını hızlandırdı. Hitler başlangıçtan beri basına çok önem veriyordu ve basını ayrı yerde tutuyordu. Basında yapcak bir şey kalmadığından Hitler’ e destek vermeye başladı. Hitler basının da desteğini yanına alınca bütün kredi borçlarını da sileceğini Almanya’yı borçtan kurtaracağını her gittiği yerde halka anlatıyor, halkın dikkatini çekiyor kendisine güvenmesini sağlıyordu. Basından sonra halkında yanına alınca 6 Kasım 1932 seçiminde NP %33 le rey aldı.

Ne yazık ki Hitlerin milletvekillerinin yarısı %51 den çoğu rüşvet ve sahtekârlığa karışmış insanlardan oluşmuştu. Hitler polis içinde Gestopa teşkilatını kurdu. Bu arada Hitler kendisine karşı olan her zararlı gördüğü kuruluşu rahatlıkla yok edeceğini söylüyor ve çekinmiyordu. Sonunda Hitler kendisine karşı olan her kuruluşu çekinmeden kapatıyor, yıkıyor ezip geçiyordu. Basında yapacak bir şey kalmadığından Hitlere destek vermeye başladı. Hitler basınında desteğini yanına alınca bütün kredi borçlarını da sileceğini Almanya’yı borçtan kurtaracağını her gittiği yerde halka anlatıyor, halkın dikkatini çekiyor kendisine güvenmesini sağlıyordu.

Basından sonra halkında yanına alınca NP’yi destekleyen yargıçları göreve getirdi. Artık her şey Hitler’in elindeydi. Hitler tek adamdı. Bir zaman sonra halk ve yöneticiler büyük yanlışı görerek uyandılar ama iş işten geçmişti. Hitler diktatördü. II. Dünya harbide diktatör Almanya’yı büyük bir felakete sürükledi. Almanya çöktü ve kayıtsız şartsız müttefiklere teslim oldu.

Almanya bitmişti. Kendide intihar ederek yargılanmaktan kurtuldu. Almanya halkı Hitler’in diktatörlüğün getirdiği ağır kayıpları  yıllarca ödeyemedi. Diktatör rejimleri daima halkı kullanmış halka ve memlekete zarar vermiş rejimlerdir. Bütün dikta rejimlerinde halk uyanmışsa da atı alan Üsküdar’ı geçmiş gibi  halk daima geç uyanmıştır. Ülkeleri diktatörlerden Allah korusun.

Engin BAYDAR

Öfke

Çarşamba, 26 Ağustos 2009

Neden bilmem bir türlü ısınamadım ona. Kabahati hep kendimde buldum. Çok yaptığı işte muaffakat olan takımı oradan buraya sürükleyen bir zaman Galatasaray’ı şampiyon yapan bu zata nedense ısınamadım. Bana hep haşin, onu bunu paylayan, gazetecileri kovan oturduğu mevkide çok büyük para alabilen birisi kendisi. Bir deyimle nedense bana negatif enerjisi geldi. Bir türlü benim fazla ilgimi çekmedi. Hattaki onun başında bulunduğu takımların ayıp ama yenilmesini istedim. Garez oldum ona.

Neden mi biliyorsunuz. Haşin davranışlar, kendisini hazmedemeyen kabına sığamayan etrafa haşin davranan kişiliği beni daima ondan uzaklaştırdı. 12 Eylül 2008 Radikal’in baş sayfasının ortasında resmi gördükçe ne kadar haklıymışım dedim. Saha bizim saha, ülke bizim ülke. Kendisini milli takım antrenörü. Bir öfke bir öfke. Bakın ne diyor gazete. Fatih Terim, Belçika karşılaşmasında rakip teknik direktörün tahriklerine kapıldı ve eski öfkeli görüntülerine geri döndü.

Demek ki haklıymışım. Kendisini sevmemekten kendisiyle barışmamaktan. Ve çok utandım. Belçikalı gazeteci Vermeiren “Vanderycken provokatif, Terim duygusal. Kim haklı bilmem ama görüntüler çok kötüydü diyor. Gene Radikalın 18. sayfasında Belçikalı yedek sporların bulunduğu misafirimiz. Misafire böyle davranılır mı? Kendisinin yapıcı olması gerekmez mi? terim’in öne çıkan vukuatları o kadar çok ki.

1982–1983 sezonunda Adana Demir Spor Tekin’in gollerinde Galatasaray karşısında öne geçer. Konuk ekibin Fatih Terim şampiyonluk maçına havlu atmanın siniriyle Erol Togay’a kafa atarak rakibini hastanelik etmesi, UEAF Kupası yarı final maçında kırmızı kart gören Emre Belözoğlu’nu saha dışına itmesi, Fiorentina’yı çalıştırdığı dönemde takımının UEFA Türk hakem Orhan Erdemir’le saha içinde tartışması, Milan’ı çalıştırdığı dönemde takımın UEFA Kupasında CSKA Sofya’yla eşleştiği seride, Bulgaristan da oynanan maçta rakip oyuncuyu taç çizgisinin yanında itmesi, 2006 Dünya Kupasından sonra yenilene Türk Takımı (2-0) eleştiren Hikmet Karamanı uyarması,   2008 serüveninde düzenlediği basın toplantısında medyaya öfkesini kusması, 9 Eylül’de Skytürk’te kendisini eleştiren spor yazarı Osman Tamburacı’yı arayıp küfür etmesi, son olarak Belçika maçında teknik direktör Vandereycken’in tahriklerine kapılıp hoş olmayan görüntülere imza atması.

Bu antrönör takımın başından almak en büyük görevdir. Sayın ilgililer alında Türkiye’nin prestiji kurtulsun.

Engin BAYDAR

Yuvarlak Top

Çarşamba, 26 Ağustos 2009

Bazen inanılması zor ilişkiler spor müsabakası ile kendiliğinden oluşuveriyor. Bakıyorsunuz birbirine iki düşman ülke spor müsabakasında birbirlerine kaynaşıyor hatta dost oluyorlar. Dünyada çok misalleri var.

Tabii bu dostluk satıhta mı kalır bilinmez. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Türk Cumhurbaşkanı daveti Cumhurbaşkanının Ermenistan’da yapılan futbol karşılaşmasına gitmesi aradaki buzları eritti. Yıllardır süren düşmanlığın beklide azda olsa kalkmasına sebep oldu.

Bunu zaman gösterecek. Bu güzel davranışın barış ve dostluk getirmesini yüzyıllık husumeti bitirmesi yuvarlak topa borçluyuz. Yuvarlak top Ermenistan’da Türk’ün yakınlaşmasını sağlayabilecek mi acaba diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz.

Tabi ki iki Cumhurbaşkanının temaslarını şüphesiz ki olumlu geçti. Ya arkası gelirmi. Ermenistan’daki Taşnak Partisi düşmanca düşünceleri bir yuvarlak topla kaybolabilir mi sanmıyorum. Bir adımdır sadece Cumhurbaşkanının Ermenistan’a gitmesi. Belki hükümet benimser kapılar açılır. Daha öte gider mi sanmıyorum. Yüzyılların husumeti kolay bitermi sanmıyorum. Türk halkını ve Ermenileri çok iyi tanıyorum.

Ermenilerin içinde iyi niyetliler vardır. İleri denecek dostluk kurulmasını isterler. Bakın ne diyor. La Gazzetta dello Sport Türkiye ışıklar arasında buzların erimesi için Ermenistan’a çıkartma yaptı ve geçmişin hayaletleri, günümüzün kaygıları ile yarının tarihi barışı için büyük bir adım futbol sayesinde atıldı. Arkasından da La Repubblica Barış buluşmasında Türk Ulusal Marşı ıslıklandı ama bu cılız tepki dışında her şey gelecek için güzeldi dedi.

Corriere della Sera Bir futbol topu, buzların erimesine yetti ve meyvesini verdi. Maçın skoru ikinci planda kaldı dedi. Il Giornale; Buzların erime sürecini Gül’ün tarihi ziyareti başlattı. Ermenistan’la ilk temas olumlu geçti. Acaba devamı gelecek mi? Welt am Sonntag; “Kral Futbol,” diplomat olarak yardımcı oldu. Kısa süre öncesine kadar böyle bir davet ve ziyaret her iki cumhurbaşkanı için de siyasi intihar anlamına gelirdi dedi.

Xiunhua (Çin); Dondurulmuş ilişkilerin yeniden canlandırılması için futbol diplomasisi bir fırsat sundu. İki devlet başkanı, düşmanlıkların aşılması konusunda uzlaştı. Ziyaret uluslararası toplum tarafından da desteklendi. El Cezire; Abdullah Gül, Ermenistan’ı ziyaret eden ilk Türk cumhurbaşkanı olarak yıllar süren husumet ve anlaşmazlıkların son bulabileceği umudunu aşıladı. Pres TV (İran); Rusya’nın geçen ay Gürcistan’a yaptığı müdahale, bu ülkeye komşu olan Türkiye ile Ermenistan’ı da, farklılıklarını bir yana bırakıp hemen harekete geçmeleri konusunda ikna etti. Euronews; Bazı gözlemciler, buluşmanın, yakın gelecekte tam diplomatik ilişkilerin kurulmasına zemin hazırlayabileceğini söylüyor dedi.

Amerika’nın sesi; Güzel bir oyun, barış yapıcılık için oynanıyor. Yüzyıllık husumeti futbolun bitirmesi umuluyor dedi. New York Times Gülün ziyareti, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleştirilmesi yolunda sembolik bir jest oldu. Reuters Futbol diplomasisi, Gül’ü Ermenistan’a getirdi. İlişkilerin normale dönmesi, Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasına katkıda bulunacak. AP Birçok insan, futbol diplomasisi denen şeyin, iki komşu ülke arsında on yıllardır süren zıtlaşmayı çözmeye yardımcı olacağını düşünüyor.

AFP Türkiye ve Ermenistan, on yıllardır süren düşmanlığın üstesinden gelmeye söz verdi diye dünya basın kuruluşları barışın gelebileceğini ifade ettiler. Haydi Gül, haydi Sarkisyan. Sizde bu barışın gelmesi için çalışın. Kapıların açılmasını bekliyoruz. İki ülke arasında dostluğun devamlı kurulmasını diliyorum.

Engin BAYDAR

Yapıştında ne oldu?

Çarşamba, 26 Ağustos 2009

Merhaba!

Uzun bir aradan sonra tekrar aranıza dönmüş bulunuyorum. İlkyazım ve düşüncem seçimle ilgili şüphesiz ki.
Yapıştın da Ne Oldu?

Bu bir şarkı değil Sayın Baykal. Nedense demokrasiye cumhuriyete âşık insanlarız. Bizler bir zamanlar CHP iyi ellerde iken yeni kurultaylarını demokratik olarak yapan, kapı arkalarında kimseyi harcamayan ve kişinin partisi değilken Cumhuriyetten beri CHP’yi severiz. Çünkü Atatürk’ü, Atatürk’ün ilke ve inkılâplarını, onun arkadaşı İsmet Paşa, Kâzım Karabekir, Mareşal Fevzi Çakmak, Kılıç Ali ve nicelerini severiz. Çünkü demokrasiye âşık cumhuriyetçi demokratlarız. Tabiî ki aynı zamanda muhafazakârız. Milletimizi halkımızı vatanımızı severiz. Aile bütünlüğüne saygılıyız. Gençlerimizi severiz. Vatanımızı tabii ki severiz.
Koskoca bir CHP’nin erimesine karşıyız. Nedensiz karşıyız. Parti yok oluyor görmüyormusun? Belki diyeceksiniz ki medyanın karşısına geçip diyeceksin, bak birçok ili kazandık, ege sahilini aldık. Oraları sen almadın, halk sana inanmıyor. Ne yapsın ki halkın başka çaresi yok. O CHP’ye oy veriyor. CHP’yi seviyor. Seni değil. CHP’de demokrasiyi yok ettin. Partide yok ettin. Nesin be birader. Bu devirde diktatörlük geçmiyor. Gene yeni oyunlardasın. Meclisi toplayıp yeni durumu değerlendirelim diyorsun. Değerlendirmenin ucu sana dokunursa ne yapacaksın. Tabi yan çizeceksin uyutma kardeşim uyutma herkesi. Sana inanan kalmadı. Ne yapsın ki bu halk. İkinci parti arayışına giriyor. Ne yazıktır ki CHP’yi buluyor. Neden mi yazık çünkü başında sen varsın. Çekil arkadaş partiyi yalnız bırak. Senin milletvekillerin bile yaşı dolmuş diyorlar. Manevi başkanımız olsun bir kenarda olsun otursun diyorlar. Seni onura ediyorlar milletvekilleri artık senin çekilmeni istiyorlar. Eh yaşında kemale ermedi mi ölünceye kadar partinin başında mı kalacaksın. Sen kendini İsmet paşa mı zannediyorsun. İsmet paşa bile partinin başında kalamadı. Gel bu sevdadan vazgeç san bir dost tavsiyesi. Çekil bir kenara. CHP kurtulsun. Bir dolu tüzük tadilatları yaptın, padişah gibi CHP’yi idare etmek için. Biri başkan adayı olmaya kalksa önce koyduğun engeli geçemez. Nedir engel? Şu kadar üyenin başkan adaylarına okey demesi lazım. Kurultaylarda öyle bir markaj yaptırıyorsun kimse kımıldayamıyor. Herkes senden bezmiş, korkmuş kımıldayamıyorsun. Baykal sen bu seçimde partinin başında olmasaydın CHP beklide çoğunluğu alabilirdi. Ne yazık ki sen partinin başındasın. Artık yaşın belli konuşma tarzın CHP’ye yetmiyor. Kılıçdaroğlu’nu baktın ki partide seviliyor, bunu İstanbul’a yollayayım başkan adayı olsun, orda harcansın dedin. Ama her zaman olduğu gibi aldandın. Ama Kılıçdaroğlu İstanbul’da partiyi sürüklediği gibi bütün CHP’lilerin ve yoldaşlarının kalbinde taht kurdu haberin var mı? Şimdi ne yapacaksın. Gel sana bir teklifim var. Dinlemezsin bizi olsun. Seni onursal başkan yapalım. Yerine bir başka başkanı kendin ata, getir. İşte o zaman en azından büyürsün. Hadi gel CHP’nin başından çekil. Doğruları gör. Partiyi daha fazla harcama.

Engin BAYDAR

Obama

Çarşamba, 26 Ağustos 2009

Obama’nın Çekoslovakya ziyaretinden sonra son durak bizi seçmesi genci ihtiyarı, okumuşu okumamışı herkesi memnun etti. Aksini söyleyebilirmiyiz?

Süper devletin başkanı Türkiye’yi ziyaret etti. Dostlar sevindi, düşmanlar dişlerini biledi. Türkiye’nin dostu yok ya Türkiye’nin dost diye uzattığı birçok ülke ufak menfaatlere Türkiye’yi Türkiyemizi hemen satıyorlar. Şüphesiz ki Türkiyemiz Müslüman bir ülke. İçimizde azınlık dediğimiz ermeni ve Yahudi’den oluşan bir aydın kitle var.

Obama’nın Türkiye’ye gelmesi bir Müslüman ülkeyi ziyaret etmesi Türkiye’yi orta doğuda şüphesiz ki güçlendirmiştir. Hiç kimse Obama gelmeseydi daha iyiydi diyemez. Obama mesajını verdi ve gitti. Programda olmadığı halde Irak’a da uğraması lazım geldiğini Türkiye’de anladı.

İlk siyahî başkanı Türkiye’ye ziyareti uzun yıllar unutulamayacaktır. Sonra Türkiye’de ne oldu. Memnunlar memnun, memnun olmayanlar Allah’tan memnun olanlar çoğunluktaydı. Obama’nın kenarından değindiği ermeni soykırım meselesi gerçekten bizleri düşündürüyor. Yıllarca evvel olmuş karşılıklı olduğu söylenen çete savaşlarının bir millete yüklemeye kimsenin hakkı yoktur. Ben şuna şaşıyorum.

Türkiye’de 60 bin üzerinde ermeni vatandaşımız var. Hiçbir tanesi ayağa kalkıp köşesinden ‘ermeni soykırımı yoktur’ demiyor. Doğrusu ya bunu hiç anlayamıyorum. Çok yakın ermeni dostlarıma sorduğum zaman sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Yakın ermeni arkadaşlarımdan mı bilmem Ermenilere karşı bir sempati besliyorum.

Ne istiyorum biliyormusunuz? Ermeni meselesi bitsin. Karadağ meselesi bitsin. Azerbaycan’ın toprakları iade edilsin, bölge de huzur olsun. Elbet bir gün olacak…

Engin BAYDAR

Savarona

Çarşamba, 26 Ağustos 2009

Türkiye’yi düşmandan kurtaran Türk’ü Türk yapan Mustafa Kemal Atatürk için o günkü hükümet tarafından satın alınarak mühendis John Roebling’in kızı Emily Roebling Cadwallder tarafından 1931 de Hamburg’ta yapılan ve yüksek vergisi yüzünden satışa Savarona yatını gemiyi alarak İstanbul’a getirdiler.

Mustafa Kemal Atatürk hastalığının son safhasında 6 ay kadar bu gemide ara ara kaldı. Mustafa Kemal paşanın hayatında ve Türkiye’nin kurtarılmasında çok büyük rol olmayan hatta hiç rolü olmayan simge bile olmayan Savarona yatını neden müze yapalım? 1989′da hurdaya çıkarılan böyle bir yatı neden müze yapalım.

Şüphesiz ki Savarona’da Atatürk’ün birkaç eşyası var. Türkiye Cumhuriyeti’nde  kuruluşunda veya savaş sırasında böyle bir yat yoktu. Atatürk’ün ölümünden 6 ay evvel gelmiş az buçuk Atatürk içinde kalmış, isminden başka hiçbir manası olmayan simgesi olmayan bir yatı neden müze yapacağız? Bir müze yapmak istiyorsanız, bir gemi arıyorsanız

Çanakkale savaşlarının kahramanı Dumlupınar’ı müze yapalım denizde yüzen bir gemi yapalım.
Evren Paşa’nın emriyle karada yapılan bir maket işte sana Dumlupınar. Göstermelik iyi, bizlere bakmayın tarihi yadigârları saklarız dememize.

Demokrat parti zamanında Çanakkale’yi koruyan toplar ve mayınlar 25 kuruşa Demokrat Parti tarafından hurdaya çıkardığı da bir gerçektir. Çanakkale Savaşlarının simgesi olan top, mayınların yok edilmesine asıl ne diyeceğiz. Kalkmışız Atatürk’ün içinde çok az kaldığı, simge olarak ifade edilemeyecek sadece güzel bir yat olarak ifade edilen Savarona yatını Atatürk’le bağdaştırmayalım.

Çağdaş Türkiye’yi kuran düşman işgalinden kurtaran, ezilmiş insanlara hayat veren, demokrasiyi sevdiren, Türk gençliğini yaratan Atatürk’e her şey feda olsun. İlelebet Atatürk’tür Atamız. Bunu unutmayalım.

Engin BAYDAR